19 Kasım 2013 Salı

KIZLAR vs ERKEKLER

    Bir kaç arkadaşımla dertleşmem sonucu ortaya çıkan düşüncelerimi yazmak istedim bugün.
----AH signorina napıcam şimdi ne diyosun? ne yapmam lazım güvenemiyorum,bunu bunu yaptı ama şöyle oldu,aramadı,mesaj atmadı vb. gibi cümlelerin ardarda dizildiği ilişki paradokslarından bahsetmek istiyorum.(Bende yok mu tabi ki oldu,ama artık gücüm yok valla ne ilişki ne aşk evlilik de düşünmüyorum,dünyayı gezcem ben demek isterdim lakin işte tam da konu burada başlıyor)
NEDEN mesela sevgili kız arkadaşlarım bunu düşünürken o erkek elini kolunu sallayarak her şeyi yapma hakkını kendinde görüyor mesela?
Sonuçta bir ilişki varsa iki tarafta aldatamaz! Niye erkek her boku yapabilir?
OH kız evde oturacak erkek bar bar gezecek ama kız giderse olmaaaaz neden çünkü kötü kız olur,hadi canım sizde.!
Erkek sevgilisi yanında olsun olmasın başka kızlara bakar,ama kız kafasını çevirse 'Nereye bakıyorsun sen' olur.Erkeğin geçmişi önemlii değildir,erkektir yapar,ama kız cıckcıckcıckcıckık aslaaa.!
Erkek mini etekli kıza bakabilir ama sevgilisi mini etek aslaaaa!
Sadece ilişkilerde mi,hayır normal hayatta da erkek yapar kız yapamaz durumundan ötürü hayatını yaşayamayan onca insan var,bunun temelinde de erkekler yatıyor,bir kızın gece klübüne gitmesini tek bir amaca (KİŞİ KENDİNDEN BİLİR İŞİ devreye giriyor burda) odaklayan erkekler yüzünden eğlenmeye bile gidemeyen kızlar oluyor.Dans etmeyi sevemez illaki aranmaya gitmiştir çünkü.Evet gittiği yerde de zaten rahat bırakılmıyor bu da yine erkeklerin iğrenç cinsellik güdülerinin bir sonucu.Sokakta kotla gezen birine bile laf atılıyor sene 2013,akşam tek başımıza dışarı çıkamaz olduk,abazalık noktasını eşofmana kadar indiren erkeklerle doldu etraf.(amcalar,dedeler de bu gruba malesef ki dahil.) Feminist değilim ama yılların birikimi beni bu kadar sinirlendirdi sanırım.
Liste böyle uzayıp gidiyor,erkekler yapıyor ama kızlar yapamaz!
Sevgili kızlarcım, bu şartlar altında zor olsa da bence hayata dönmeliyiz.
Tiyatroya (ayy acıyan kanam )
Sinemaya gitmeli,
Gönlümüzce gezmeli,dans etmeli,müzik dinlemeli,kitap okumalı,
Kendimiz için bir şeyler yapmalıyız
Evet güvenmek büyük bir aşk sevgi dolu bir evlilik mutlu bir yuva hayali kuruyoruz lakin bunun için de hep biz fedakarlık edemeyiz.
Mutlu olmak için kendiniz size yeterli..

Ben mi napıyorum?? Şimdilik sadece gülümsüyorum...



21 Eylül 2013 Cumartesi

Birsen Tezer - Ne Tuhaf [İkinci Cihan - 2013 ADA Müzik]

Olmayınca Olmuyor' muş

Blogda 3.yılımı deviriyormusum megersem farkında olmadan.
Ne cabuk geçiyor yıllar.
Değişip değişip duran dış çerçeve,içimiz neden değişmiyor?
Çünkü bugün çok sevdiğim birinin twitterda da favladığı gibi 'Olmayınca olmuyor?'
Bazen çok yazasım geliyor,(kimseye anlatamadıklarımın tek evi burası çünkü), lakin işte 'olmayınca olmuyor.'
Bir kere deneyip umut kırılınca,kalbinden diline o cümle yükseliyor 'olmayınca olmuyor'



10 Kasım 2012 Cumartesi

Tek bedende kac kisiyiz?

Bu yil bi atesli silah almaniz ihtimali 17de 1
Yataktan duserek olmeniz ihtimali 2milyonda 1
Birinin sizi bir baskasi sanarak konusma ihtimali 44te 1
Depresyona girmeniz ihtimali 9da 1
Dusen bir ucagin kafaniza carpmasi ihtimali 25milyonda 1
Bu yaziyi okumaniz ihtimali...

Dusuncelere boguldugum zamanlardan cok filmlerde bogulmak istedigim gunlerden birindeyiz,gel gor ki havalarin da etkisiyle bu durum hic de ic acici cerceve sunmuyor.
'Neden bu yalnizlik?'
Diyen birine,icinizde yasamakta olan insan kalabaligindan soz etmeyi denediniz mi? ben de denemedim.(Usengeclik HIC IYI BIRI DEGIL.)

Bazen kolombiya kravati baglamak isteyecek kadar sinirlenen,
Bazen hizli giden bi arabada son ses muzik ve camlari acip gidecek kadar mutlu olan,
Bazen umursamazligin dibine vuran,
Bazen takinti haline gelecek kadar umursayip kafayi siyiran,
Birine deli gibi deger verip,digerini seyine takmayan,
Vazgecen,
Vazgecmeyip sonuna kadar denemek isteyen,
Bazen plan program yapip,
Bazen ani yasamanin gerektigine inanan,
Korkup kacan,
Sonunu dusunmeyip cesaret eden,
Bazen bildigi halde aymazligin dibine vuran,
Her seyi bosveren,
Her seyi onemseyen,
Karsisindakine sonsuz guvenen,
Artik guvenme dygusunu yitiren,
Ask'in varligina inanan,
Ask kelimesini lugatindan sokup atan,

... kac kisi barindiriyoruz icimizde?

Bunlarla nasil basa cikabiliyoruz?
Tek bedende kac kisiyiz?

4 Kasım 2012 Pazar

sen ne dersen de

'keske' ;  1 kelime,2 hece  sonsuz dusunce.
O dsunceleri ucuca baglayip ucurtma gibi uzaya gondermek istiyorum ki orda diledikleri gibi gezip dolasabilsinler.
Sonra beynimin kapilarinda 'TAK TAK TAK TAK TAK'
Bi bakiyorum; Keskenin En yakin arkadasi  'neden' . Bilmezsiniz siz yedikleri ictikleri ayri gitmez bunlarin.
Biri takilip dusse digeri hemen imdadina kosar.bazen de birbirlerini oyle bir kamcilarlar ki beyninizin duvarlarindaki yankilari disaridaki gozler tarafindan bile algilanabilir seviyeye gelir.ve o gozlerin sahiplerinin agizlarindan cikan muhtemel cumle de 'neyin var?' olur.
'Yok bisey' in icinde barindirdigin onca dusunceyi toz bulutu halinde beyninden savusturdugunu sanirsin anlik bi hareketle.
Iste tam bu durumlarda isin icinden cikamiyorsam icinden is cikarmayi tercih ediyorum.
Dusunmemeyi basarabilirsek bence hayat cok kolay,ben daha da beterini yapip ince dusunmeyi tercih ettigimden agzima sicilasi bir halde (az cok afedersiniz ama hakettim ben bunu) sylvester gibi en buyuk hayal kirikligini yasiyorum.
Gel gor ki hayatta da muhtesem baslangiclar yapip sonunu yakalayamadigim gibi bu yazinin da elbette ki guzel bir sonu olmasi imkansiz.
ne yaparsak yapalim pratikte yakalayamadigimiz ama teoride cok iyi bildigimiz bi'sey olan dunyanin donmesini durduramadigimiz gibi 'ya ben yoruldum biraz mola versek de sonra yasasam' da diyemiyoruz tabi.
O zaman;
bari biraz BUNU dinleyelim napalim yapcak biseyimiz yok.



26 Ekim 2012 Cuma

Kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor.

merhaba.

Aslında bir süredir hiç bir şeyden bahsetmek istemiyorum,hatta bir süre daha hiç bir şeyden bahsetmek istemeyeceğim sanırım.Bazen ben çok üzülüyorum,hani bildiğin böyle bayağı bayağı üzülüyorum.bu sanırım hiç hoş bi'şey değil.
Uzun zaman oldu yazmayalı,ne kayıplar ne kazançlar...
Dengesiz ruh hallerimin açıklamaları var,lakin onları bir bir anlatacak bir tercümanım yok.
Hayata parantez açıp devam etmeye kalkışıyorum,dış perspektif için yararlı oluyor.
Bazen öyle saçmalıyorum ki -tıpkı şu an ki gibi- kelimelerim bile tek başına bambaşka sokaklara girip kayboluyor.
Sanırım beynim aramızdan ayrılmaya karar verdi.
Yoksa bu birbirini tamamlayamayan kelimelerin başka anlamı olamaz.

Şimdi durup düşününce;
Uzun süreli yalnızlık,bağımlılık yapıyor.
Ruhum alışmış olsa da beynim artık error veriyor.
Beynimi bi süreliğine postayla tatile göndermek istiyorum.

İletişim dediğimiz çok acayip,
İnsanlarla konuşmak beni çok yoruyor mesela,ama oturup buraya saatlerce yazabilirim.(işte bu yüzden de twitter çok faydalı oluyor.Lakin ne yazsam altında bi'şey arayan,orayı fazla ciddiye alan insanlar [eş,dost,tanıdık,arkadaş] yüzünden artık eskisi gibi yazamıyorum bile.)

Yapamadığım şeyler için kendimi duvardan duvara çarpasım geliyor,sonra kitap okuyorum geçiyor.
İnsanlara gösterdiğim en samimi hallerim ise beni çileden çıkarıyor.
Aldanmak,bağlanmak,güvenmek ve sevmek gibi duygularımı varşova radyo kulesinden aşağı fırlatmak istiyorum.

Aslında çok şey değiştiği halde -bana göre- hiç bi'şey değişmemiş gibi olduğunu düşündüğüm için de uzun süredir yazmıyorum.
Şimdi hasta yatağımda bu yazıyı bitirirken de tek istediğim güzel bir sesten saatlerce şarkılar dinlemek...


m e s e l a i ş t e b u n u n g i b i . . .

y a d a b u n u n g i b i . . .







3 Temmuz 2012 Salı

Yumurta tavuk olayı



Merhabalar ben üşengeçlerin şahı.
Sınava şurada kalmış kaç gün ben hala çalışmıyorum.
-Bir de hasta oldum yetmiyormuş gibi.-
Yeni yöntemler geliştiriyorum sadece.
Bu da onlardan bir tanesi.
Bir tirat nasıl çalışılır konulu kompozisyonum.!
Duvarlarla ciddi düşündüğümü söylemiş miydim,
Neredeyse en büyük yardımcım,sırdaşım,arkadaşım hatta aşkım.
Geceleri saatlerce kiminle bakıştığımı sanıyorsunuz.
Bazen gündüzleri bile.
Lakin çalışmazsam bu sefer o bile beni kurtaramaz.
Yıllardır hayalini kurduğum an be an düşündüğüm ve sonsuz huzura kavuşacağımı hissettiğim o büyük günlere yaklaşmışken elimden kayıp gitmesine izin vermek elbette ki olmaz.
Hadi biraz şevk.


25 Haziran 2012 Pazartesi

Durup durup düşünMEmek istiyorum.

Level 1
Düşünmemek için görmezden gelmeyi tercih ettiğim zamanlardan,savaşamayacağım için sustuğum zamanlara atladım.
Level 2
Önemseyip üzülmek yerine umursamayıp üzebileceğimi anladım.
Level 3
Sadece çıkarı için hareket edip duran insanları tanıdım.
Level 4
Mutlu olmak için kimseye ihtiyacım olmadığını ama aynı dili konuşabileceğim hiç kimsenin yanımda yamacımda bulunmadığını gördüm.
Level 5
Aklıma gelenin başıma geldiğine şahit oldum.

Sonra Salome ile tanıştım.İlk başta nasıl korkutucu bilemezsiniz.Ama sonra...
Onu anlamaya çalışmak ve öğrenmek için çabaladığımda düşüncelerim ucuca eklenerek büyümeye başladı.
Tutkunun ve karşılıksız aşkın yarattığı öfke ve hırs...
Aslında gücünün farkında olan ama aşkının karşısında ne yapacağını bilemeyen güçsüz ve çaresiz bi kadın.
Öyle çok seviyordu ki,sevginin öfkeye dönüştüğü o kör noktadaydı.
Son çare olarak içindeki sakladıklarını söyleyebileceği Yahya'nın vücudundan ayrılmış kafası...
Acizdi çünkü yapabileceği tek bi'şey vardı belki de-unutmak istemediği için (istese unutabilir miydi? EVET ? böyle diyen insanlarla dolu çevrem.çünkü onlar unutabilecek kadar az sevmişler,
üzülmeyecek kadar az önemsemişler ve özlemeyecek kadar az değer vermişler....) - onu yaptı.

Ben mi n'aptım?

Ben ise; gözlerine baktığımda zamanın durduğunu hissetmiştim oysa ki,sanki yıllardır tanışıyor gibiydik.
Buna rağmen bile aşk diye duyduğum şeyin başımdan aşağı süzülen soğuk su gibi küvetteki delikten akıp gitmesini beklemekten başka çarem yoktu.
Bekledim...Ama gitmedi.
Sabah akşam düşünmek diye de bir şey vardı üstelik.Yetmiyormuşcasına bunu dile getirmek acizlikte gelinen son nokta mıydı.Bi saniye Bi saniye...Bence başa sarmalıyız yazar burda Aşk.a düpedüz hakaret ediyor.Aslında yazar değil insanlardı onu bizden bu derece soğutan.Üstüne planlar yaptırıp,stratejiler kuran,yalanlar ekleyip,çirkinliklerle çarpan.O da onlardan biriydi.Belki de o da bir Yahya'ydı .Ya çok sevmişti de böyle olmuştu -tıpkı benim gibi- ya da sevginin anlamını bile bilmiyordu...

Aslında çok fazla şey yazmak istemekle yazmamak arasındaki köprüdeyim yine.
Toparlayamadığım düşüncelerim,
Engelleyemediğim duygularım ile sürüklenip duruyorum.
Gündüzleri neyse de geceleri onları zaptetmek oldukça zor bi iş haline geliyor.
Hareketli şarkılar, komikli videolarla onları oyalamaya çalışıyorum.

Durup durup düşünMEmek istiyorum.

22 Nisan 2012 Pazar

Duymuyorsan biraz sesi açabilirsin..

Söylemek istediğim tam olarak da bu..






Nefret ediyorum benimle konuşma tarzından,
Nefret ediyorum saç tıraşından,
Nefret ediyorum arabamı sürmenden,
Nefret ediyorum gözlerini bana dikmenden,
Nefret ediyorum o asker çizmelerinden,
Nefret ediyorum aklımdakileri okumandan.

Sana olan nefretim beni hasta ediyor; o kadar ki hatta şair yapıyor.
Nefret ediyorum hep haklı olmandan.
Nefret ediyorum yalanlarından.
Nefret ediyorum beni güldürdüğünde; daha da kötüsü ağlattığında,
Etrafımda olmadığında nefret ediyorum,
Dahası telefon açmadığında.
Ama en çok da, senden nefret edemememden nefret ediyorum.
Hiç hoş değil ama; biraz olsun bile değil, 'hiç' nefret etmememden..

7 Mart 2012 Çarşamba

Kurdum ama döviz değildim.



Level atlayıp aşk filmleri yerine hikayelerinde boğulmayı denedim.Evet gerçek hayatın filmlerden çok farklı olduğunu,UNUTMAK için soğuk duşun altında 'yarım saat' kaldıktan sonra; 1 hafta yatakta hasta yattığımda anladım.Oysa her şey 'romantik komedi'leri andırır cinste başlayıp 'romantik'e dönüşmekte iken birden bire kendimi 'bilim-kurgu' içinde bulmamla sona erdi.Sonrası işte dediğim gibi 'kurdum da kurdum,kurdum da kurdum...'
(kurdum ben çünkü döviz değil.burdan sonrasını okumak isteyenlerle ciddi düşünüyorum,onları öpüyorum,okumayanlara ise teeessüflerr,alınmalar benden kucak kucak)


Derken derken mp4.e şarkı yüklemeye bile üşendiğim zamanlar çıkageldi birden.yine de şarkılarda boğulmaktan vazgeçemedim.. başladım sırasıyla;

....

Oysa 1 ay öncesine kadar evde sürekli BU ŞARKIYLA dans adı verilen çeşitli,garip hareketler sergiliyordum.Öyle de normal bi kızdım işte..Sonrasında günler daha da normal seyrederken; bir gün her şey tamamiyle değişti.İşte o gün nasıl mutluydum nasıl nasıl.Neredeyse bütün mahalleyi toplayıp 'HAYAT SEVİNCE GÜZEL' filmindeki o dansı bile yapabilirdim.Sonrası ise günler; şu mutsuz biten aşk romanlarının cümleleri gibi tek tek beynimi kemirmeyle,hayatın anlamsızlığını dile getirip,ota boka depresyona girmeye meyilli bir ergen gibi somurtmayla,ananemin söylediklerini dinliyor gibi yapmayla,aç olmadığım halde yediğim bilumum yemek ve yiyeceklerle,param olmadığı halde gezdiğim mağazalarla,ondan gelmesini beklediğim mesajlarla,beynimi toplayamadığım halde okumaya çalıştığım kitaplarla geçti.

Şimdi mi..?
İşte tam olarak böyleyim...






1 Şubat 2012 Çarşamba

Yıllar sonra'ydı ama sevgiler sonra değildi.

Yıllar sonra karşılaşmışlardı.Yıllar yıllar yıllar sonra... Ama sanki hep görüşüyorlarmış gibiydi ilk karşılaşma anı..Zaman onca şeyi değiştirirken duygular nasıl aynı kalırdı? Unutmak denilen şey neyin nesiydi? nerdeydi? neden bunca zaman kendini hissettirmemişti? O an geçecek sanmıştı kız.tam o an her şey bitecekti sanmıştı.Artık geçecekti.Ama geçmedi..
Neydi böyle hissettiren aşk mıydı...değil miydi... Peki kalbinin içinde dışarı çıkmak için bekleyen SENİ SEVİYORUM neydi.?
O belli belirsiz vucudundaki titreme neyin nesiydi?


....


Yıllar sonraydı ama sevgiler sonra değildi.


Dinletmek istediği bir değil bir çok şarkı vardı... Ama ilk söylemek istediği buydu..

24 Aralık 2011 Cumartesi

Dışa vurulmayan bi'şeyler var.


Sana inandığım zamanlar var,
Sana inandığım yalanlar var,
Sana inandığım duygularım,
Sana inandığım bir kalbim var. (dı.)

Seni sakladığım hayaller var,
Seni sakladığım rüyalar var,
Seni sakladığım sözlerim,
Seni sakladığım bir geçmişim var. (.)

Seni özlediğim mekanlar var,
Seni özlediğim insanlar var,
Seni özlediğim şarkılar,
Seni özlediğim bir dünyam var...

Baksana ;

'Seni' hatırlayarak , 'Sana' yüklediğim ne çok şey var.!

23 Kasım 2011 Çarşamba

Bir 'kaldırım mantarı' hikayesi..

Ahhh başımmm…! Sabah sabah n’oluyor yine yaaa..Sabahın köründe yapmayın bari,nerden buluyorsunuz bu enerjiyi..? Şimdi arabalar da başlarsa..,Al işte..! Bi uyutmadınız…

Aaaa ‘O’ da uyanmış,..Tanrı’m tıpkı Türk filmlerindeki gibi…Nasıl görünüyorum acaba? Soğuktan yüzüm gözüm şiştir kesin..!

Ne kadar da güzel görünüyor,kıpkırmızzıı,sanki sürekli gülümsüyor..hepimiz aynı renk olmamıza rağmen onun kendini hemen fark ettirebilmesi ne garip..

AH.! Başladık yine.. Her sabah bu böyle..Önce okula giden öğrenciler,hayır düşüp sakatlanacaklar diye endişeleniyorum yoksa ağır olduklarından değil,derken iş saati yaklaşıyor,Ayşe Hanım her gün aynı saatte hem de hiç bıkmadan..Bir memurdan beklenilmeyecek bir enerjiye,neşeye sahip bu kadın..’Amaan dikkat et Ayşe Hanım araba çarpacak yaa..’

Neyse ki öğlene kadar onu izleyebiliyorum..Baktığımı anlamasından çok, kalp atışlarımı duyacak diye ödüm kopuyor,göz göze geldiğimizde öyle hızlı çarpıyor ki arabaların gürültülerini bile duymuyorum.

Gerçek aşk mı bu bilmiyorum..? Aramızdaki onca mantara rağmen gün geçtikçe daha yakınımdaymış gibi hissediyorum.Sanki gün’e değil her sabah O’na uyanıyorum…

AH.! Öğlen oldu işte yine başladık..Ne anlıyorlar bundan çözemesem de sanırım uzayıp giden dümdüz kaldırımın monotonluğunu uzaklaştıran tek neden olmamız insanlara çekici geliyor.

Bir anlık da olsa başka bir duyguya büründüklerini düşünüyorum..

Ne kadar da telaşlı bazıları..Aksine bir o kadar neşeli ve rahat olanlarından en çok teyzeler ve amcalar ilgimi çekiyor mesela.Sonrasında tabi ki çocuklar..Beni en çok eğlendiren şeylerden biri nitekim onların kahkahaları..Yaramaz oldukları bir o kadar masumlar.Onların gözleri çok başka bakıyor bana,çevresine,insanlara,hayata,dünyaya…

Neyse ki ortalık sakinleşti derken akşam olmuş yaa.! Yine araba gürültüleri insan kalabalığı arasında kayboldu,kaç saattir göremedim O’nu.Gece olduğunda en çok da el ele sevgililer üzerime bastıklarında (en çok da kız ) ona çeviriyorum yüzümü istem dışı ya da kasıtlı ne bileyim.

Ah…! DUR,..DUR…! Yavaşşş…AL işte yaaa.! En çok zarar verdiğim de ‘sarhoş kalpler’…

Her gece en az bir tanesi bana takılıp düşer,ben üzülürken o kahkahalara boğulur bazen bazen küfür bile yediğim olur.Ama en tuhafı bazıları dengede bile duramazken bazıları o kafayla koşarak üzerimize basa basa geçer..

Yine sabah oluyor,gün aydınlanmaya başladı..O DA NE…! Bu GÜRÜLTÜ…HAYIR,OLAMAZZZ..YOK YOK HAYIRRR..O DEĞİL DİMİ?

OLMAMALI,OLAMAZZZ…!

Evet O…! Paramparça….

Gözlerindeki son gülümseme gözlerimle buluştuğunda anladım..

Araba ezilmiş,sürücü kurtulmuş ama O paramparça olmuştu….tıpkı kalbim gibi…

O andan beri bir noktaya kilitlenen gözlerim,belediyenin parçalarını alıp götürmesinden bile etkilenmedi..Evet O gitti ve giderken kalbimi de (hiç düşünmeden) yanında götürdü..!

İşte öyle bir gün’dü.Her günümün aynı geçeceğini sandığım zamanlar,benim hayatım yalnızca ‘bir gün’den (her gün öyle yaşayacağım gibi) ibaret zannederken; o gün’den sonra, ne sabahın erken saatleri,ne gündüzler,ne geceler,ne insanlar,ne aşıklar,ne sarhoşlar…hatta çocuklar bile…Hiçbir şey bana eskisi gibi gelmiyor,farkındalık yaratmıyordu…Ne üstüme basan insanlar için endişeleniyor,ne araba gürültülerine öfkeleniyordum..

Artık benim için ‘Hayat’ ; sabit bir nokta’ydı ve o nokta yalnızca ‘O an’dı….


hikayenin şarkısı da burda...

11 Kasım 2011 Cuma

Today is 11/11/11. How will you celebrate it?

Saat 11.11.de zıpladık mesela,aynı zamanda zıplarken dışımızdan bi kulağımızla birlikte içimizden dilek de tuttuk.Sonra önce telefon sonra face,twit,form,blog,connected,wall derken en son mailimizi kontrol ettik derken kapı çaldı gelen tabiki de postacı değildi,sene olmuş 2012 postacı mı kaldı mk.
yanlış zile basmışlar.Romantik Komedi tadında bir hayatım olsaydı mesela bu yanlış zil olayının altında 'çok yakışıklı bir çocuğun özür dilemesi ve ilk görüşte bir aşk hikayesi senaryosu' çıkardı,neyse ki her şey monoton rahat bir nefes alabiliriz.

bir sandalye çek ve otur.mumlar var,mumları yak.

20 Ekim 2011 Perşembe

su akar yolunu bulur-muş


mutsuzluklar mutluluğu mu getirir?
hiç ummadığımız zamanlarda mı her şey değişir?
kısacık bir süre zarfında değişti her şey.ve sanırım değişmeye devam edecek...
korkularım ve endişelerim her ne kadar benimle yürüseler de,yola çıkmanın o ilk günkü heyecanı ile ilerliyorum.ama ya içimdeki? orada bi'şey var,adını koyamadığım,anlamlandıramadığım,duygusal aşk şarkıları gibi.bi boşluk.bi hissizlik.bi yalnızlık.

sanırım söylenebilecek tek şey;


18 Eylül 2011 Pazar

Tumblr tadında


''mutluyum''.
bunu söyleyeceğim günü bekliyordum uzun zamandır.ve söyledim işte.
seneye bu zaman daha da mutlu olacağım günler gelsin diye bekliyorum şimdilerde.

bozulmasın diye çok konuşmak da istemiyorum aslında.
o zaman şöyle yapalım...



netten uzak kaldığım 2ayı bu şarkıdan çıkarabilirsiniz..ben de gidip bunu izleyeyim bari..


20 Ağustos 2011 Cumartesi

How many languages can you speak?

buna sayı vermek çok akıllıca olmaz.bazen öyle diller konuşuyorum ki kendim bile anlamını bilemediğim kelimeler ortaya çıkıyor.bazen düşüncelerim konuşuyor mesela,bazen gözlerim,bazen ellerim, çok nadir duygularım,ama en çok parmaklarım malumunuz çağımız internet çağı.bak yine ne çok konuştum ama pardon ellerim konuştu sanırım çok da gevezeyim bu nedenle dil bilmeme gerek bile yok bazen,ama sadece bazen.kime ne.

bir sandalye çek ve otur.mumlar var,mumları yak.

12 Ağustos 2011 Cuma

meselaa seni kac liralik aylik mutlu etmeye yeter?

bana bir saz verin çalarım atarım tutarım keyfimden
Bana bir yaz verin ısınır içim güneşinden
Bana bir naz yapan olur ah ölürüm ben aşkımdan
Bana bir caz yapan olur ah kızarım alev gibi ben.

bir sandalye çek ve otur.mumlar var,mumları yak.