19 Kasım 2013 Salı
KIZLAR vs ERKEKLER
21 Eylül 2013 Cumartesi
Olmayınca Olmuyor' muş
Ne cabuk geçiyor yıllar.
Değişip değişip duran dış çerçeve,içimiz neden değişmiyor?
Çünkü bugün çok sevdiğim birinin twitterda da favladığı gibi 'Olmayınca olmuyor?'
Bazen çok yazasım geliyor,(kimseye anlatamadıklarımın tek evi burası çünkü), lakin işte 'olmayınca olmuyor.'
Bir kere deneyip umut kırılınca,kalbinden diline o cümle yükseliyor 'olmayınca olmuyor'
10 Kasım 2012 Cumartesi
Tek bedende kac kisiyiz?
Yataktan duserek olmeniz ihtimali 2milyonda 1
Birinin sizi bir baskasi sanarak konusma ihtimali 44te 1
Depresyona girmeniz ihtimali 9da 1
Dusen bir ucagin kafaniza carpmasi ihtimali 25milyonda 1
Bu yaziyi okumaniz ihtimali...
Dusuncelere boguldugum zamanlardan cok filmlerde bogulmak istedigim gunlerden birindeyiz,gel gor ki havalarin da etkisiyle bu durum hic de ic acici cerceve sunmuyor.
'Neden bu yalnizlik?'
Diyen birine,icinizde yasamakta olan insan kalabaligindan soz etmeyi denediniz mi? ben de denemedim.(Usengeclik HIC IYI BIRI DEGIL.)
Bazen kolombiya kravati baglamak isteyecek kadar sinirlenen,
Bazen hizli giden bi arabada son ses muzik ve camlari acip gidecek kadar mutlu olan,
Bazen umursamazligin dibine vuran,
Bazen takinti haline gelecek kadar umursayip kafayi siyiran,
Birine deli gibi deger verip,digerini seyine takmayan,
Vazgecen,
Vazgecmeyip sonuna kadar denemek isteyen,
Bazen plan program yapip,
Bazen ani yasamanin gerektigine inanan,
Korkup kacan,
Sonunu dusunmeyip cesaret eden,
Bazen bildigi halde aymazligin dibine vuran,
Her seyi bosveren,
Her seyi onemseyen,
Karsisindakine sonsuz guvenen,
Artik guvenme dygusunu yitiren,
Ask'in varligina inanan,
Ask kelimesini lugatindan sokup atan,
... kac kisi barindiriyoruz icimizde?
Bunlarla nasil basa cikabiliyoruz?
Tek bedende kac kisiyiz?
4 Kasım 2012 Pazar
sen ne dersen de
O dsunceleri ucuca baglayip ucurtma gibi uzaya gondermek istiyorum ki orda diledikleri gibi gezip dolasabilsinler.
Sonra beynimin kapilarinda 'TAK TAK TAK TAK TAK'
Bi bakiyorum; Keskenin En yakin arkadasi 'neden' . Bilmezsiniz siz yedikleri ictikleri ayri gitmez bunlarin.
Biri takilip dusse digeri hemen imdadina kosar.bazen de birbirlerini oyle bir kamcilarlar ki beyninizin duvarlarindaki yankilari disaridaki gozler tarafindan bile algilanabilir seviyeye gelir.ve o gozlerin sahiplerinin agizlarindan cikan muhtemel cumle de 'neyin var?' olur.
'Yok bisey' in icinde barindirdigin onca dusunceyi toz bulutu halinde beyninden savusturdugunu sanirsin anlik bi hareketle.
Iste tam bu durumlarda isin icinden cikamiyorsam icinden is cikarmayi tercih ediyorum.
Dusunmemeyi basarabilirsek bence hayat cok kolay,ben daha da beterini yapip ince dusunmeyi tercih ettigimden agzima sicilasi bir halde (az cok afedersiniz ama hakettim ben bunu) sylvester gibi en buyuk hayal kirikligini yasiyorum.
Gel gor ki hayatta da muhtesem baslangiclar yapip sonunu yakalayamadigim gibi bu yazinin da elbette ki guzel bir sonu olmasi imkansiz.
ne yaparsak yapalim pratikte yakalayamadigimiz ama teoride cok iyi bildigimiz bi'sey olan dunyanin donmesini durduramadigimiz gibi 'ya ben yoruldum biraz mola versek de sonra yasasam' da diyemiyoruz tabi.
O zaman;
bari biraz BUNU dinleyelim napalim yapcak biseyimiz yok.
26 Ekim 2012 Cuma
Kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor.
Aslında bir süredir hiç bir şeyden bahsetmek istemiyorum,hatta bir süre daha hiç bir şeyden bahsetmek istemeyeceğim sanırım.Bazen ben çok üzülüyorum,hani bildiğin böyle bayağı bayağı üzülüyorum.bu sanırım hiç hoş bi'şey değil.
Uzun zaman oldu yazmayalı,ne kayıplar ne kazançlar...
Dengesiz ruh hallerimin açıklamaları var,lakin onları bir bir anlatacak bir tercümanım yok.
Hayata parantez açıp devam etmeye kalkışıyorum,dış perspektif için yararlı oluyor.
Bazen öyle saçmalıyorum ki -tıpkı şu an ki gibi- kelimelerim bile tek başına bambaşka sokaklara girip kayboluyor.
Sanırım beynim aramızdan ayrılmaya karar verdi.
Yoksa bu birbirini tamamlayamayan kelimelerin başka anlamı olamaz.
Şimdi durup düşününce;
Uzun süreli yalnızlık,bağımlılık yapıyor.
Ruhum alışmış olsa da beynim artık error veriyor.
Beynimi bi süreliğine postayla tatile göndermek istiyorum.
İletişim dediğimiz çok acayip,
İnsanlarla konuşmak beni çok yoruyor mesela,ama oturup buraya saatlerce yazabilirim.(işte bu yüzden de twitter çok faydalı oluyor.Lakin ne yazsam altında bi'şey arayan,orayı fazla ciddiye alan insanlar [eş,dost,tanıdık,arkadaş] yüzünden artık eskisi gibi yazamıyorum bile.)
Yapamadığım şeyler için kendimi duvardan duvara çarpasım geliyor,sonra kitap okuyorum geçiyor.
İnsanlara gösterdiğim en samimi hallerim ise beni çileden çıkarıyor.
Aldanmak,bağlanmak,güvenmek ve sevmek gibi duygularımı varşova radyo kulesinden aşağı fırlatmak istiyorum.
Aslında çok şey değiştiği halde -bana göre- hiç bi'şey değişmemiş gibi olduğunu düşündüğüm için de uzun süredir yazmıyorum.
Şimdi hasta yatağımda bu yazıyı bitirirken de tek istediğim güzel bir sesten saatlerce şarkılar dinlemek...
m e s e l a i ş t e b u n u n g i b i . . .
y a d a b u n u n g i b i . . .
3 Temmuz 2012 Salı
Yumurta tavuk olayı
25 Haziran 2012 Pazartesi
Durup durup düşünMEmek istiyorum.
Düşünmemek için görmezden gelmeyi tercih ettiğim zamanlardan,savaşamayacağım için sustuğum zamanlara atladım.
Level 2
Önemseyip üzülmek yerine umursamayıp üzebileceğimi anladım.
Level 3
Sadece çıkarı için hareket edip duran insanları tanıdım.
Level 4
Mutlu olmak için kimseye ihtiyacım olmadığını ama aynı dili konuşabileceğim hiç kimsenin yanımda yamacımda bulunmadığını gördüm.
Level 5
Aklıma gelenin başıma geldiğine şahit oldum.
Sonra Salome ile tanıştım.İlk başta nasıl korkutucu bilemezsiniz.Ama sonra...
Onu anlamaya çalışmak ve öğrenmek için çabaladığımda düşüncelerim ucuca eklenerek büyümeye başladı.
Tutkunun ve karşılıksız aşkın yarattığı öfke ve hırs...
Aslında gücünün farkında olan ama aşkının karşısında ne yapacağını bilemeyen güçsüz ve çaresiz bi kadın.
Öyle çok seviyordu ki,sevginin öfkeye dönüştüğü o kör noktadaydı.
Son çare olarak içindeki sakladıklarını söyleyebileceği Yahya'nın vücudundan ayrılmış kafası...
Acizdi çünkü yapabileceği tek bi'şey vardı belki de-unutmak istemediği için (istese unutabilir miydi? EVET ? böyle diyen insanlarla dolu çevrem.çünkü onlar unutabilecek kadar az sevmişler,
üzülmeyecek kadar az önemsemişler ve özlemeyecek kadar az değer vermişler....) - onu yaptı.
Ben mi n'aptım?
Ben ise; gözlerine baktığımda zamanın durduğunu hissetmiştim oysa ki,sanki yıllardır tanışıyor gibiydik.
Aslında çok fazla şey yazmak istemekle yazmamak arasındaki köprüdeyim yine.
Toparlayamadığım düşüncelerim,
Engelleyemediğim duygularım ile sürüklenip duruyorum.
Gündüzleri neyse de geceleri onları zaptetmek oldukça zor bi iş haline geliyor.
Hareketli şarkılar, komikli videolarla onları oyalamaya çalışıyorum.
Durup durup düşünMEmek istiyorum.
24 Nisan 2012 Salı
22 Nisan 2012 Pazar
Duymuyorsan biraz sesi açabilirsin..
Nefret ediyorum benimle konuşma tarzından,
Nefret ediyorum saç tıraşından,
Nefret ediyorum arabamı sürmenden,
Nefret ediyorum gözlerini bana dikmenden,
Nefret ediyorum o asker çizmelerinden,
Nefret ediyorum aklımdakileri okumandan.
Sana olan nefretim beni hasta ediyor; o kadar ki hatta şair yapıyor.
Nefret ediyorum hep haklı olmandan.
Nefret ediyorum yalanlarından.
Nefret ediyorum beni güldürdüğünde; daha da kötüsü ağlattığında,
Etrafımda olmadığında nefret ediyorum,
Dahası telefon açmadığında.
Ama en çok da, senden nefret edemememden nefret ediyorum.
Hiç hoş değil ama; biraz olsun bile değil, 'hiç' nefret etmememden..
7 Mart 2012 Çarşamba
Kurdum ama döviz değildim.

1 Şubat 2012 Çarşamba
Yıllar sonra'ydı ama sevgiler sonra değildi.
24 Aralık 2011 Cumartesi
Dışa vurulmayan bi'şeyler var.
23 Kasım 2011 Çarşamba
Bir 'kaldırım mantarı' hikayesi..
Ahhh başımmm…! Sabah sabah n’oluyor yine yaaa..Sabahın köründe yapmayın bari,nerden buluyorsunuz bu enerjiyi..? Şimdi arabalar da başlarsa..,Al işte..! Bi uyutmadınız…
Aaaa ‘O’ da uyanmış,..Tanrı’m tıpkı Türk filmlerindeki gibi…Nasıl görünüyorum acaba? Soğuktan yüzüm gözüm şiştir kesin..!
Ne kadar da güzel görünüyor,kıpkırmızzıı,sanki sürekli gülümsüyor..hepimiz aynı renk olmamıza rağmen onun kendini hemen fark ettirebilmesi ne garip..
AH.! Başladık yine.. Her sabah bu böyle..Önce okula giden öğrenciler,hayır düşüp sakatlanacaklar diye endişeleniyorum yoksa ağır olduklarından değil,derken iş saati yaklaşıyor,Ayşe Hanım her gün aynı saatte hem de hiç bıkmadan..Bir memurdan beklenilmeyecek bir enerjiye,neşeye sahip bu kadın..’Amaan dikkat et Ayşe Hanım araba çarpacak yaa..’
Neyse ki öğlene kadar onu izleyebiliyorum..Baktığımı anlamasından çok, kalp atışlarımı duyacak diye ödüm kopuyor,göz göze geldiğimizde öyle hızlı çarpıyor ki arabaların gürültülerini bile duymuyorum.
Gerçek aşk mı bu bilmiyorum..? Aramızdaki onca mantara rağmen gün geçtikçe daha yakınımdaymış gibi hissediyorum.Sanki gün’e değil her sabah O’na uyanıyorum…
AH.! Öğlen oldu işte yine başladık..Ne anlıyorlar bundan çözemesem de sanırım uzayıp giden dümdüz kaldırımın monotonluğunu uzaklaştıran tek neden olmamız insanlara çekici geliyor.
Bir anlık da olsa başka bir duyguya büründüklerini düşünüyorum..
Ne kadar da telaşlı bazıları..Aksine bir o kadar neşeli ve rahat olanlarından en çok teyzeler ve amcalar ilgimi çekiyor mesela.Sonrasında tabi ki çocuklar..Beni en çok eğlendiren şeylerden biri nitekim onların kahkahaları..Yaramaz oldukları bir o kadar masumlar.Onların gözleri çok başka bakıyor bana,çevresine,insanlara,hayata,dünyaya…
Neyse ki ortalık sakinleşti derken akşam olmuş yaa.! Yine araba gürültüleri insan kalabalığı arasında kayboldu,kaç saattir göremedim O’nu.Gece olduğunda en çok da el ele sevgililer üzerime bastıklarında (en çok da kız ) ona çeviriyorum yüzümü istem dışı ya da kasıtlı ne bileyim.
Ah…! DUR,..DUR…! Yavaşşş…AL işte yaaa.! En çok zarar verdiğim de ‘sarhoş kalpler’…
Her gece en az bir tanesi bana takılıp düşer,ben üzülürken o kahkahalara boğulur bazen bazen küfür bile yediğim olur.Ama en tuhafı bazıları dengede bile duramazken bazıları o kafayla koşarak üzerimize basa basa geçer..
Yine sabah oluyor,gün aydınlanmaya başladı..O DA NE…! Bu GÜRÜLTÜ…HAYIR,OLAMAZZZ..YOK YOK HAYIRRR..O DEĞİL DİMİ?
OLMAMALI,OLAMAZZZ…!
Evet O…! Paramparça….
Gözlerindeki son gülümseme gözlerimle buluştuğunda anladım..
Araba ezilmiş,sürücü kurtulmuş ama O paramparça olmuştu….tıpkı kalbim gibi…
O andan beri bir noktaya kilitlenen gözlerim,belediyenin parçalarını alıp götürmesinden bile etkilenmedi..Evet O gitti ve giderken kalbimi de (hiç düşünmeden) yanında götürdü..!
İşte öyle bir gün’dü.Her günümün aynı geçeceğini sandığım zamanlar,benim hayatım yalnızca ‘bir gün’den (her gün öyle yaşayacağım gibi) ibaret zannederken; o gün’den sonra, ne sabahın erken saatleri,ne gündüzler,ne geceler,ne insanlar,ne aşıklar,ne sarhoşlar…hatta çocuklar bile…Hiçbir şey bana eskisi gibi gelmiyor,farkındalık yaratmıyordu…Ne üstüme basan insanlar için endişeleniyor,ne araba gürültülerine öfkeleniyordum..
Artık benim için ‘Hayat’ ; sabit bir nokta’ydı ve o nokta yalnızca ‘O an’dı….
11 Kasım 2011 Cuma
Today is 11/11/11. How will you celebrate it?
Saat 11.11.de zıpladık mesela,aynı zamanda zıplarken dışımızdan bi kulağımızla birlikte içimizden dilek de tuttuk.Sonra önce telefon sonra face,twit,form,blog,connected,wall derken en son mailimizi kontrol ettik derken kapı çaldı gelen tabiki de postacı değildi,sene olmuş 2012 postacı mı kaldı mk.
yanlış zile basmışlar.Romantik Komedi tadında bir hayatım olsaydı mesela bu yanlış zil olayının altında 'çok yakışıklı bir çocuğun özür dilemesi ve ilk görüşte bir aşk hikayesi senaryosu' çıkardı,neyse ki her şey monoton rahat bir nefes alabiliriz.
10 Kasım 2011 Perşembe
20 Ekim 2011 Perşembe
su akar yolunu bulur-muş
18 Eylül 2011 Pazar
Tumblr tadında

20 Ağustos 2011 Cumartesi
How many languages can you speak?
buna sayı vermek çok akıllıca olmaz.bazen öyle diller konuşuyorum ki kendim bile anlamını bilemediğim kelimeler ortaya çıkıyor.bazen düşüncelerim konuşuyor mesela,bazen gözlerim,bazen ellerim, çok nadir duygularım,ama en çok parmaklarım malumunuz çağımız internet çağı.bak yine ne çok konuştum ama pardon ellerim konuştu sanırım çok da gevezeyim bu nedenle dil bilmeme gerek bile yok bazen,ama sadece bazen.kime ne.
12 Ağustos 2011 Cuma
meselaa seni kac liralik aylik mutlu etmeye yeter?
bana bir saz verin çalarım atarım tutarım keyfimden
Bana bir yaz verin ısınır içim güneşinden
Bana bir naz yapan olur ah ölürüm ben aşkımdan
Bana bir caz yapan olur ah kızarım alev gibi ben.

