22 Nisan 2012 Pazar

Duymuyorsan biraz sesi açabilirsin..

Söylemek istediğim tam olarak da bu..






Nefret ediyorum benimle konuşma tarzından,
Nefret ediyorum saç tıraşından,
Nefret ediyorum arabamı sürmenden,
Nefret ediyorum gözlerini bana dikmenden,
Nefret ediyorum o asker çizmelerinden,
Nefret ediyorum aklımdakileri okumandan.

Sana olan nefretim beni hasta ediyor; o kadar ki hatta şair yapıyor.
Nefret ediyorum hep haklı olmandan.
Nefret ediyorum yalanlarından.
Nefret ediyorum beni güldürdüğünde; daha da kötüsü ağlattığında,
Etrafımda olmadığında nefret ediyorum,
Dahası telefon açmadığında.
Ama en çok da, senden nefret edemememden nefret ediyorum.
Hiç hoş değil ama; biraz olsun bile değil, 'hiç' nefret etmememden..

7 Mart 2012 Çarşamba

Kurdum ama döviz değildim.



Level atlayıp aşk filmleri yerine hikayelerinde boğulmayı denedim.Evet gerçek hayatın filmlerden çok farklı olduğunu,UNUTMAK için soğuk duşun altında 'yarım saat' kaldıktan sonra; 1 hafta yatakta hasta yattığımda anladım.Oysa her şey 'romantik komedi'leri andırır cinste başlayıp 'romantik'e dönüşmekte iken birden bire kendimi 'bilim-kurgu' içinde bulmamla sona erdi.Sonrası işte dediğim gibi 'kurdum da kurdum,kurdum da kurdum...'
(kurdum ben çünkü döviz değil.burdan sonrasını okumak isteyenlerle ciddi düşünüyorum,onları öpüyorum,okumayanlara ise teeessüflerr,alınmalar benden kucak kucak)


Derken derken mp4.e şarkı yüklemeye bile üşendiğim zamanlar çıkageldi birden.yine de şarkılarda boğulmaktan vazgeçemedim.. başladım sırasıyla;

....

Oysa 1 ay öncesine kadar evde sürekli BU ŞARKIYLA dans adı verilen çeşitli,garip hareketler sergiliyordum.Öyle de normal bi kızdım işte..Sonrasında günler daha da normal seyrederken; bir gün her şey tamamiyle değişti.İşte o gün nasıl mutluydum nasıl nasıl.Neredeyse bütün mahalleyi toplayıp 'HAYAT SEVİNCE GÜZEL' filmindeki o dansı bile yapabilirdim.Sonrası ise günler; şu mutsuz biten aşk romanlarının cümleleri gibi tek tek beynimi kemirmeyle,hayatın anlamsızlığını dile getirip,ota boka depresyona girmeye meyilli bir ergen gibi somurtmayla,ananemin söylediklerini dinliyor gibi yapmayla,aç olmadığım halde yediğim bilumum yemek ve yiyeceklerle,param olmadığı halde gezdiğim mağazalarla,ondan gelmesini beklediğim mesajlarla,beynimi toplayamadığım halde okumaya çalıştığım kitaplarla geçti.

Şimdi mi..?
İşte tam olarak böyleyim...






1 Şubat 2012 Çarşamba

Yıllar sonra'ydı ama sevgiler sonra değildi.

Yıllar sonra karşılaşmışlardı.Yıllar yıllar yıllar sonra... Ama sanki hep görüşüyorlarmış gibiydi ilk karşılaşma anı..Zaman onca şeyi değiştirirken duygular nasıl aynı kalırdı? Unutmak denilen şey neyin nesiydi? nerdeydi? neden bunca zaman kendini hissettirmemişti? O an geçecek sanmıştı kız.tam o an her şey bitecekti sanmıştı.Artık geçecekti.Ama geçmedi..
Neydi böyle hissettiren aşk mıydı...değil miydi... Peki kalbinin içinde dışarı çıkmak için bekleyen SENİ SEVİYORUM neydi.?
O belli belirsiz vucudundaki titreme neyin nesiydi?


....


Yıllar sonraydı ama sevgiler sonra değildi.


Dinletmek istediği bir değil bir çok şarkı vardı... Ama ilk söylemek istediği buydu..

24 Aralık 2011 Cumartesi

Dışa vurulmayan bi'şeyler var.


Sana inandığım zamanlar var,
Sana inandığım yalanlar var,
Sana inandığım duygularım,
Sana inandığım bir kalbim var. (dı.)

Seni sakladığım hayaller var,
Seni sakladığım rüyalar var,
Seni sakladığım sözlerim,
Seni sakladığım bir geçmişim var. (.)

Seni özlediğim mekanlar var,
Seni özlediğim insanlar var,
Seni özlediğim şarkılar,
Seni özlediğim bir dünyam var...

Baksana ;

'Seni' hatırlayarak , 'Sana' yüklediğim ne çok şey var.!

23 Kasım 2011 Çarşamba

Bir 'kaldırım mantarı' hikayesi..

Ahhh başımmm…! Sabah sabah n’oluyor yine yaaa..Sabahın köründe yapmayın bari,nerden buluyorsunuz bu enerjiyi..? Şimdi arabalar da başlarsa..,Al işte..! Bi uyutmadınız…

Aaaa ‘O’ da uyanmış,..Tanrı’m tıpkı Türk filmlerindeki gibi…Nasıl görünüyorum acaba? Soğuktan yüzüm gözüm şiştir kesin..!

Ne kadar da güzel görünüyor,kıpkırmızzıı,sanki sürekli gülümsüyor..hepimiz aynı renk olmamıza rağmen onun kendini hemen fark ettirebilmesi ne garip..

AH.! Başladık yine.. Her sabah bu böyle..Önce okula giden öğrenciler,hayır düşüp sakatlanacaklar diye endişeleniyorum yoksa ağır olduklarından değil,derken iş saati yaklaşıyor,Ayşe Hanım her gün aynı saatte hem de hiç bıkmadan..Bir memurdan beklenilmeyecek bir enerjiye,neşeye sahip bu kadın..’Amaan dikkat et Ayşe Hanım araba çarpacak yaa..’

Neyse ki öğlene kadar onu izleyebiliyorum..Baktığımı anlamasından çok, kalp atışlarımı duyacak diye ödüm kopuyor,göz göze geldiğimizde öyle hızlı çarpıyor ki arabaların gürültülerini bile duymuyorum.

Gerçek aşk mı bu bilmiyorum..? Aramızdaki onca mantara rağmen gün geçtikçe daha yakınımdaymış gibi hissediyorum.Sanki gün’e değil her sabah O’na uyanıyorum…

AH.! Öğlen oldu işte yine başladık..Ne anlıyorlar bundan çözemesem de sanırım uzayıp giden dümdüz kaldırımın monotonluğunu uzaklaştıran tek neden olmamız insanlara çekici geliyor.

Bir anlık da olsa başka bir duyguya büründüklerini düşünüyorum..

Ne kadar da telaşlı bazıları..Aksine bir o kadar neşeli ve rahat olanlarından en çok teyzeler ve amcalar ilgimi çekiyor mesela.Sonrasında tabi ki çocuklar..Beni en çok eğlendiren şeylerden biri nitekim onların kahkahaları..Yaramaz oldukları bir o kadar masumlar.Onların gözleri çok başka bakıyor bana,çevresine,insanlara,hayata,dünyaya…

Neyse ki ortalık sakinleşti derken akşam olmuş yaa.! Yine araba gürültüleri insan kalabalığı arasında kayboldu,kaç saattir göremedim O’nu.Gece olduğunda en çok da el ele sevgililer üzerime bastıklarında (en çok da kız ) ona çeviriyorum yüzümü istem dışı ya da kasıtlı ne bileyim.

Ah…! DUR,..DUR…! Yavaşşş…AL işte yaaa.! En çok zarar verdiğim de ‘sarhoş kalpler’…

Her gece en az bir tanesi bana takılıp düşer,ben üzülürken o kahkahalara boğulur bazen bazen küfür bile yediğim olur.Ama en tuhafı bazıları dengede bile duramazken bazıları o kafayla koşarak üzerimize basa basa geçer..

Yine sabah oluyor,gün aydınlanmaya başladı..O DA NE…! Bu GÜRÜLTÜ…HAYIR,OLAMAZZZ..YOK YOK HAYIRRR..O DEĞİL DİMİ?

OLMAMALI,OLAMAZZZ…!

Evet O…! Paramparça….

Gözlerindeki son gülümseme gözlerimle buluştuğunda anladım..

Araba ezilmiş,sürücü kurtulmuş ama O paramparça olmuştu….tıpkı kalbim gibi…

O andan beri bir noktaya kilitlenen gözlerim,belediyenin parçalarını alıp götürmesinden bile etkilenmedi..Evet O gitti ve giderken kalbimi de (hiç düşünmeden) yanında götürdü..!

İşte öyle bir gün’dü.Her günümün aynı geçeceğini sandığım zamanlar,benim hayatım yalnızca ‘bir gün’den (her gün öyle yaşayacağım gibi) ibaret zannederken; o gün’den sonra, ne sabahın erken saatleri,ne gündüzler,ne geceler,ne insanlar,ne aşıklar,ne sarhoşlar…hatta çocuklar bile…Hiçbir şey bana eskisi gibi gelmiyor,farkındalık yaratmıyordu…Ne üstüme basan insanlar için endişeleniyor,ne araba gürültülerine öfkeleniyordum..

Artık benim için ‘Hayat’ ; sabit bir nokta’ydı ve o nokta yalnızca ‘O an’dı….


hikayenin şarkısı da burda...

11 Kasım 2011 Cuma

Today is 11/11/11. How will you celebrate it?

Saat 11.11.de zıpladık mesela,aynı zamanda zıplarken dışımızdan bi kulağımızla birlikte içimizden dilek de tuttuk.Sonra önce telefon sonra face,twit,form,blog,connected,wall derken en son mailimizi kontrol ettik derken kapı çaldı gelen tabiki de postacı değildi,sene olmuş 2012 postacı mı kaldı mk.
yanlış zile basmışlar.Romantik Komedi tadında bir hayatım olsaydı mesela bu yanlış zil olayının altında 'çok yakışıklı bir çocuğun özür dilemesi ve ilk görüşte bir aşk hikayesi senaryosu' çıkardı,neyse ki her şey monoton rahat bir nefes alabiliriz.

bir sandalye çek ve otur.mumlar var,mumları yak.